Türkiye-Çin Diplomatik İlişkilerinin 55. Yılında Avrasya’da Güç Geçişi ve Jeoekonomik Bağlantısallık
BRIQ Belt & Road Initiative Quarterly, cilt.7, sa.4, ss.407-426, 2026 (Hakemli Dergi)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 7 Sayı: 4
- Basım Tarihi: 2026
- Dergi Adı: BRIQ Belt & Road Initiative Quarterly
- Derginin Tarandığı İndeksler: ERIHPlus, Root Indexing
- Sayfa Sayıları: ss.407-426
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- İstanbul Kent Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu makale, Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti
arasındaki diplomatik ilişkilerin 55. Yılında ikili ilişkileri güç geçişi,
jeoekonomik bağlantısallık ve ekonomik karşılıklı bağımlılık çerçevesinde incelemektedir.
Çalışmanın temel sorusu, Türkiye’nin Çin ile bütünleşen Avrasya üretim ve
lojistik ağlarında ağırlıklı olarak transit ülke mi kaldığı, yoksa ortak üretim
merkezine dönüşme yönünde ölçülebilir ilerleme mi kaydettiğidir. Araştırma,
1971-2026 dönemini kapsayan yapılandırılmış nitel doküman analizine dayanmaktadır.
Resmî politika belgeleri, Türkiye’nin dış ticaret verileri, Dünya Bankası
koridor raporları, yatırım duyuruları ve hakemli çalışmalar; lojistik kapasite,
ticaretin teknoloji bileşimi, doğrudan yatırım, yerel katma değer ve teknoloji
transferi göstergeleri üzerinden karşılaştırılmıştır. Bulgular, Türkiye’nin lojistik
konumunun güçlendiğini, ancak üretim merkezi niteliğinin kurumsallaşmadığını
göstermektedir. Türkiye, 2023’te Çin’e 3,3 milyar dolar ihracat yapmış, Çin’den
44,98 milyar dolar ithalat gerçekleştirmiş ve 41,7 milyar dolar açık vermiştir.
Çin kaynaklı doğrudan yatırım stoku ise yaklaşık 9 milyar dolardır. Bu bulgu,
ticaret asimetrisinin sürdüğünü de göstermektedir. Dünya Bankası, gerekli
önlemlerle Orta Koridor hacminin 2030’da 11 milyon tona ulaşabileceğini
öngörmektedir. Makale, transit ülke ile ortak üretim merkezi ayrımını
ölçülebilir göstergelerle açıklamakta ve bağlantısallığın istikrar üretmesini
dengeli bağımlılık, kurumsallaşma ve olumlu gelecek beklentilerine
bağlamaktadır. Sonuç olarak Türkiye transit ağırlıklı bir ara konumdadır;
dönüşüm, yerel tedarik, ortak Ar-Ge, teknoloji transferi ve üçüncü ülkelere ihracat
sağlayan yatırımlara bağlıdır.
This article examines Türkiye-China diplomatic relations on
the 55th anniversary of their establishment through the lenses of power
transition, geoeconomic connectivity, and economic interdependence. Its central
question is whether Türkiye remains primarily a transit country within Eurasian
production and logistics networks integrated with China, or whether it has made
measurable progress toward becoming a joint production hub. The study is based
on a structured qualitative document analysis covering 1971-2026. Official policy
documents, Türkiye’s foreign trade data, World Bank corridor reports,
investment announcements, and peer-reviewed studies are compared using
indicators of logistics capacity, the technological composition of trade,
foreign direct investment, local value added, and technology transfer. The
findings show that Türkiye’s logistical position has strengthened, but its
production-hub function has not become institutionalized. In 2023, Türkiye
exported USD 3.3 billion to China, imported USD 44.98 billion, and recorded a
trade deficit of USD 41.7 billion. Chinese foreign direct investment stock was
approximately USD 9 billion, further demonstrating the persistence of trade
asymmetry. The World Bank projects that Middle Corridor freight volume could reach
11 million tonnes by 2030 if the necessary measures are implemented. The
article operationalizes the distinction between a transit country and a joint
production hub through measurable indicators and links connectivity’s
stabilizing effects to balanced interdependence, institutionalization, and
positive expectations about future cooperation. Türkiye currently occupies an
intermediate position dominated by its transit function; transformation depends
on investments that generate local sourcing, joint R&D, technology
transfer, and exports to third-country markets.